Mihriban...

 


Hikayesi:

Abdurrahim Karakoç’un kaleminden, Musa Eroğlu’nun sazının tellerinde hayat bulmuş türkümüz “MİHRİBAN”

Sene 1960 Karakoç’un sevdiğine kavuşamadığı, diğer bir ifade ile yürek yangınını betimlediği türküdür.

Bir düğün gecesi başlar her şey, kızımız düğün için Kahramanmaraş’tan gelen misafirlerden biridir ve güzelliği ile büyülenen Karakoç’a türkü yazdıracak kadar iz bırakmıştır. Karakoç görür görmez vurulur kızımıza ve tanışmak ister.

Nihayetinde istediği de olur ve kızımızla tanışır. Kızımızın adı Şehribar’dır. Şimdi diyeceksiniz ki madem kızın adı Şehribar, o zaman türkünün adı niye “Mihriban”. Bunun ise sebebi, Karakoç, Şehribar’ın sergilediği tavır nedeniyle şefkatli merhametli anlamını taşıyan Mibriban’ı yakıştırır kızımıza. Sevdaya bakın isim dahi yakıştırmış sevdiğine! Masum sevgi bu olsa gerek, biz de Mihriban diyerek devam edelim. Karakoç Mihriban’ıyla gün geçirdikçe iyice ona bağlanır, sevdası alevlenir sarar artık içini. Bir gün Karakoç Mihriban’ı görmeye gider ama Mihriban Kahramanmaraş’a gitmiştir ve bu gidiş Mihriban’ın sevdalısı Karakoç’u derinden etkilemiş ve yiyip içemez hale getirmiştir

Bu haline kayıtsız kalamayan ailesi Kahramanmaraş’a gidip kızı bulmak için yola çıkarlar. Nihayetinde, istenilen de olur, bulurlar kızı ve isterler ailesinden. Mibriban’ın ailesi, kızlarının küçük olduğunu söyler ama Karakoç’un ailesi ısrarcı olur. Bu durum karşısında Mihriban’ın ailesi Mihriban’ın nişanlı olduğunu yakında evleneceğini söyler. Bunun üzerine Karakoç’un ailesi geri döner asıl mesele ise burada başlamaktadır. Bu haberi Karakoç’a nasıl vereceklerdir? Karakoç sabırsızca ailesinden gelecek haberi bekler. Ailesi gelir ve Karakoç’a o haberi verir; kızın nişanlı olduğunu söylerler ve Karakoç neye uğradığını şaşırır kalır.

Acının alevi sarmıştı Karakoç’un kalbini, sıkıştırıyordu bedenini ve buna rağmen ailesine bu konuyu tamamen kapattığını söyler. Dili bunu söylese de gönlü hiç susmaz, alır kalemi eline sarı saçlarına deli gönlümü bağlamışım çözülmüyor diyerek halen bağlı olduğunu gösteren mısralar yazar. Dili ile kalbi arasındaki zıtlıkta sevdadan değil midir zaten.

Tabiplerde ilaç yoktur yarama derken aslında asla bu konuyu kapatmadığını içinde kanayan açık yara oluğunu ifade etmez mi sizce de. Yar deyince kalem elden düşüyor kadar güzel anlatılmazdı sevda, ne yazsam kifayetsiz kalacak sanki aşk kağıda yazılmıyor diyerek sitem mi etmişti yoksa sevdasını mı anlatıyordu! Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor öyle değil midir zaten büyük sevdalarda

Lambada titreyen alev üşüyor derken de güzel bir naiflik bırakmış türküsüne

Bu türküyü duyan Mihriban bir mektup yazar Karakoç’a “UNUTMAK KOLAY DEĞİL” bunun üzerine Karakoç bir türkü daha yazar. Onlar kavuşamayınca sevdaları türkü olur dilden dile dolaşır…


Sözleri:

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamışım çözülmüyor Mihriban

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor Mihriban


Yar deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban


Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor Mihriban


Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk deyince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban


Boşa bağlanmamış bülbül gülüne

Kar koysam köz olur aşkın külüne

Şaştım kara bahtın tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban


Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi, gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor Mihriban


                           Abdurrahim Karakoç 


***Çaresizlik bir şiir veya türkü olsaydı, kesinlikle bu olurdu...

Yorumlar

Popüler Yayınlar